Cehennem Köpekleri
azdılar yine; sıçrayıp ısırıyorlar,geri çekiliyorlar,etrafımda dolanıp sonra yine saldırıyorlar.
oysa ben kurtulduğumu sanıyordum
onlardan,beni unuttuklarını; ama
ÅŸimdi daha da
çoklar.
ve ben daha yaşlıyım
ÅŸimdi
ama köpeklerin yaşı
yok
ve herzamanki gibi
etinizi ısırmakla yetinmiyor
beyninizi ve ruhunuzu da
ısırıyorlar
bu odada
etrafımda dönüyorlar
ÅŸimdi.
harikulade
deÄŸiller; cehenem
köpekleri bunlar
ve sizi de
bulacaklar
ÅŸimdi
onlardan biri
olsanız
da.
Charles Bukowski

Alsancak en kalabalık günlerinden birini yaşıyodu. TelaÅŸlı yürüyenler etrafı kesenler kosuÅŸturanlar. Tam bir insanlık cümbüşü vardı sanki. Kimisi oturacak kafeler ve barların yolunu tutmuÅŸ kimisi ise karın doyuracak yerler peÅŸinde. Ama bu insanların tek bir ortak noktası vardı sadece. Hayattan, gündemden, çevreden ve en önemlisi ise Kıbrıs Åžehitleri Caddesi’ nde bir aÅŸağı bir yukarı turlayan şık giyinimli bayanın topuklarından yansıttığı çığlıkları, isyanı ve karşı çıkışlarını görememiÅŸlikleriydi. Bağırıyordu bu bayan isyan ediyordu gündeme, ezilmelere, altta kalmalara. Bu bayanı fark eden bir kaç kiÅŸiden öte deÄŸildi. Onlara göre ise bu bayan bir komünist, bi vatan haini yada bir deliydi. Anlatmak istediÄŸi her cümlesinde gülücükler ile tepki aldı. İnsanlar o kadın gibi olamadılar, o deli gibi akıllarını kullanmayı baÅŸaramadılar. Düşünemiyolardı. Ve umudunu yitirmeye baÅŸlamıştı o deli kadın! ÇaresizliÄŸe gidiyordu o topukların çığlığı. Sesi kısılmıştı çıkmıyordu çığlıklar. Son turunu attığında yüzü asılmıştı deli çığlıklarının sahibinin büzüşmüştü yüzü. Son demlerini yaşıyodu topukların çığlığı. Sert bir ÅŸekilde topuklarını yere vurarak, tüm gücüyle çığlığını son kez duyurarak boynu eÄŸik bir ÅŸekilde ara sokakların birine girdi ve o duyarsız gecelerin karanlığında kayıplara karışıp gitti…